Yeni yılın ilk yazısını emeklilere ayırdım…
Yoksulluğun dip yaptığı, ekonomik krizdeki yükün üzerlerine yıkıldığı emekçi halk içinde emekliler ayrı bir yer tutar.
SGK Genel Müdürünün (mealen) “emekliler uzun yaşadığı için maaşlar düşük oluyor” sözlerini teyit edercesine asgari ücretin bile üçte ikisi kadar maaş ile yaşamaya mahkum edilen emekliler insanca yaşamak istiyor…
Bu anlamda kendisi de bir emekli olan DEM Partisinin eski İl Başkanı “İhsan Nergis’in” bana gönderdiği emeklilerle ilgili yazısını sizlerle paylaşıyorum.
***
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde emekliler, hiç bugünkü kadar zor bir duruma düşmemişti. Emekli, bu ülkenin öz evladıdır.
Kimisi 25, kimisi 30 yıl boyunca dirsek çürütür, alın teri döker.
Prim günü bir gün bile eksik olsa emekli edilmeyen bu insanlar, devlete olan borçlarını son kuruşuna kadar öderler.
Vatan borcu diyerek bedelsiz ve karşılıksız yapılan askerlik süresi için bile devlete "borçlanma" adı altında ödeme yapılıyor.
Parası olmayanlar bankalardan kredi çekip aylarca bu borcu ödemek için uğraşıyor.
Yılın 11 ayı enflasyon tavan yaparken, TÜİK’in talimatla düşürülmüş gibi görünen verileri emeklinin altı aylık kaderini belirliyor.
İnsanlar hükümete sesini duyuramıyor, haklı taleplerini kabul ettiremiyor.
Sokağın, pazarın, kahvehanenin feryadı Ankara'ya ulaşmıyor.
Emekli derdini kime anlatsın? Kime ağlasın? Hükümet sanki bu ülkenin en günahkar kesimi emeklilermiş gibi davranıyor.
Onlara reva görülen bu "ekonomi işkencesi", sanki bir ceza gibi uygulanıyor.
Emeklinin Güncel Portresi:
Kuyruklar: Ucuz çay, ucuz tuvalet, ucuz otobüs ve ucuz ekmek kuyrukları... 70'li, 80'li yılların şeker ve gazyağı kuyrukları, bugün yerini emekli kuyruklarına bıraktı.
Barınma Krizi: Emekli artık kirasını ödeyemiyor. Ya bir öğrenciyle aynı evi paylaşmak zorunda kalıyor ya da kızının, oğlunun yanına sığınıyor.
Geçim Mücadelesi: Simitle öğün geçiştiriliyor, toruna harçlık vermek hayal oluyor. Banka promosyonları ve kredilerle insanlar psikolojik olarak kıskaca alınıyor.
Zorunlu Çalışma: 70 yaşındaki amca inşaatta amelelik yapıyor. Kendi emeklimiz, Avrupa’dan gelen emeklinin havaalanında çantasını taşıyor, otel odasını temizliyor. Bizim emeklimiz, elin emeklisine hizmet eder hale getirildi.
Bugün Türkiye’de bir kişinin insanca yaşayabilmesi için açlık sınırı (bazı verilere göre) 39 bin liraya dayanmışken, en düşük emekli maaşı komik rakamlarda kalıyor.
Ev kiralarının en düşüğünün 15 bin lira olduğu bir ortamda emekliye "Yaşa" demek, imkansızı istemektir.
Sayın Cumhurbaşkanı bir yıl öncesine kadar "Güvenlik bütçesinden artan parayı emekliye vereceğiz" diyordu.
Çalışma Bakanı "Emekliyi enflasyona ezdirmeyeceğiz" diyordu.
Peki, bahsedilen bu enflasyon hangi enflasyon? Kamuoyundan gizlenen bir enflasyon mu var? Emeklinin maaşı gerçek enflasyona göre belirlenmelidir.
Bugün bir emeklinin geçinebilmesi için en az 40-45 bin lira maaş alması şarttır.
Emekli kaderine terk edilmemeli, hak ettiğini almalıdır.
Sayın Bakanların artık sokağın, pazarın ve evlerin içindeki bu gerçek feryadı duyması, röportajları izlemesi ve emeklinin hakkını teslim etmesi gerekiyor.