Ülke olarak, millet olarak geleceğimiz adına son derece büyük önem taşıyan referandum oylaması için sadece iki gün kaldı. Pazar günü sandık başına gidecek ve tercihimiz doğrultusunda oylarımızı kullanacağız.

Haftalardır süren Anayasa değişikliği tartışmaları ve bu kapsamda siyasilerin sürdürdüğü gerilimli söylemler toplum olarak hepimizi derin bir huzursuzluğa sürükledi. Can sıkıcı, umut kırıcı bir atmosfer içerisindeyiz. Zaman zaman ‘yok artık’ dedirtecek türden olaylarla karşılaşıyoruz. Ne kadar itidalli olsak da zaman zaman bu olumsuz atmosfere yenik düşüyoruz. Bu referandumu ülke için bir ‘ölüm kalım’ meselesi olarak görenlerin sayısı bir hayli fazla. Kuşkusuz ülkemiz için çok ciddi bir dönüm noktası fakat Türkiye ‘Evet-Hayır’ arasına sıkıştırılmayacak kadar büyük bir ülke. ‘Evet’ ya da ‘Hayır’, ne çıkarsa çıksın dünyanın sonu olmayacak. Belki tartışmalar bizar daha sertleşecek, belki kaos biraz daha büyüyecek ama hayat yine devam edecek. Siyasilerin birer silaha dönüştürdükleri ‘korku argümanları’ asla gerçek olmayacak.

Çünkü bu ülkede ne diktatörlük, ne din düşmanlığı toplumda karşılık bulamaz…

Ne teknolojideki gelişmelerle dünyanın geldiği evre buna izin verir ne de ekonomide dünyayla entegre yapımız. Toplum yapımız da bugünkünün dışında bir yapıya izin vermez. Örneğin kadının toplumsal hayatta edindiği rolünü bugünden sonra elinden alabilir misiniz?

Ya da, daha nezih, daha sakin, insan sevgisini ön planda tutan din anlayışımızı Arap yarımadasında veya Ortadoğu’daki din anlayışına yaklaştırmak mümkün olabilir mi? Bakmayın siz durumdan vazife çıkarıp zaman zaman ekranlarda boy gösteren dindar kılıklı üç beş soytarıya. Anadolu insanı Türkiye’de yaşanan İslam’dan vazgeçer mi?

Asla…

Bu ülkede başörtüsüne en fazla karşı çıkanların dahi birçoğunun anası başörtülüdür çünkü. En inançsız kesiminin dahi birçoğunun aile efratları içerisinde mütedeyyinler vardır…

Tam tersi de mümkündür. Bu yüzden Türkiye, ‘ya laik ya da Müslüman’ açmazına sürüklenemez...

Çünkü Türkiye hem laik hem de Müslüman bir ülke…

Çünkü bu ülke bir taraftan yılbaşı kutlayan, ertesi gün cumaya giden, bir tarafta camiye, diğer tarafta cemevine gidenlerin ülkesi…

Türkiye inansa da inanmasa da dostça, kardeşçe yaşayabilenlerin ülkesi.

Bu ülke ‘şucu, bucu, evetçi, hayırcı, dindar, laik vs.’ ayrışmalarını kaldırabilecek bir ülke değil. Çünkü bu ülke ay yıldızlı bayrağı bayrak kabul etmiş herkesin, hepimizin ülkesi…

Dolayısıyla yarından sonra yapılacak referandumda çıkacak sonuç ne olursa olsun hepimizin itidalli davranması gerek. Bunun bir son değil bir başlangıç olduğu bilinciyle hareket etmeli, farklılıklarımızın bir zenginlik olduğu düsturuyla ve bu ülkenin hepimizin ülkesi olduğu gerçeğiyle hareket etmeliyiz. Kırmadan, dökmeden, hakaret etmeden, ideolojik tartışmalara girmeden, meseleyi ‘sen ben kavgası’na çekmeden Pazar günü sandığa gidip vatandaşlık görevimizi yerine getirmeliyiz.

Çünkü 17 Nisan sabahı hepimiz yine yüzyüze bakacağız. Kapı komşumuzla, iş arkadaşımızla, çarşıda, pazarda alışveriş mekanlarındaki esnafla herkesle yine ve her zaman olduğu gibi selamlaşacağız. Çünkü farklı düşüncelerde olsak da, farklı tercihlerde bulunsak da ortak paydamız vatanımız…