Halk arasında Ahî Yusuf’un kızı olarak bilinen Ahî Kızı ile alakalı kaynaklarda hayatı hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadığımız gibi Ahî Kızı ile ilgili herhangi bir kitâbe de mevcut değildir. Ahî Kızı’nın, Ahî Yusuf’un kızı olması sebebiyle vefâtının 1300-1400 yılları arası olduğu kanaati oluşmaktadır.
Antalya Kaleiçi Mektep Sokak’ta bulunan Ahî Kızı, 1455 tarihli Evkâf Defteri’nde zaviyesi ve mescidi ile şöyle yer almaktadır: A) Aşağı Hisar: a1- Ahi Kızı Zaviyesi/Mescidi; B) Orta Hisar: b1 – Has Balaban Mescidi, b2) Tuzcu Zekeriyâ’nın Mahallesi Mescidi, b3- Cullah Kara Mescidi, b4- Ahi Yusuf Mescidi; C) Yukarı Hisar: c1- Hatib Süleyman Zaviyesi, c2- Mecdüddin Mescidi, c3- Doğan Baba Zaviyesi.
Evkaf Defteri’ndeki kayıtlardan Ahi Kızı’nın bünyesinde mescidin de olduğu bir zaviyesinin/dergâhının (Ahi Yusuf Türbesi – Mescidi - Zaviyesi gibi) olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde ibadete açık olan mescid, Kaleiçi, Selçuk Mahallesi Mektep Sokak’ta bulunmaktadır. II. Mahmud Han döneminde 1819 yılında tamir edilmesinden anlaşılacağı üzere, 20. yüzyıla kadar 500 yıldan fazla faaliyetine devam eden Ahi Kızı Zaviyesi’nin, Ahi Kızı Mescidi ile birleşik/aynı alan içerisinde yer aldığı düşünülmektedir. Son yüzyılda Kaleiçi’ndeki vakıf arazileri ve mülklerinin işgal edilip bir şekilde şahsî tapulara dönüştürülmesi sonrası, Ahi Kızı Mescidi ile Ahi Kızı Türbesi arasında yol oluşturulmuş ve Ahi Kızı Zaviyesi’nden herhangi bir iz dahi bırakılmamıştır.
Ahi Kızı’nın kabrinin yer aldığı türbe birkaç metrekarelik alana sıkıştırılmış, etrafı ticari alana dönüştürülerek kuşatılmış, kabrin kıble tarafı bir duvarla sıfırlanmış, ayak taşı baş kısmına yerleştirilmiş, 1819 yılı tamiri sonrası zaviyenin giriş kapısına asılan tamir kitabesi ise Ahi Kızı’nın kabrine ayak kısmına mezar taşı olarak yerleştirilmiştir. Ahi Kızını, dış kapıdan girince sonradan açıldığı düşünülen arka taraftaki türbe kapısından türbeye girerek ziyaret edenler, tamir kitabesini baş tarafı zannederek Ahi kızı’na ayak kısmından yönelmekte ve ayak kısmına selam verip dua etmektedirler. Kabrin ayak kısmı, baş kısmı olduğu kanaati kuvvetlensin diye ayrıca beton ile yükseltilmiştir. Maalesef bu garip ve acaib durum yetkililer tarafından düzeltilmediği için halen devam etmektedir.
1671-72 yılları arası Antalya’ya gelen ve Kaleiçi’ndeki türbeleri ziyaret eden Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nde ziyaretgahlarla alakalı şu ifadelere yer vermektedir: “Ziyâret-gâhı Adalya evvelâ Ahî Evran Sultan ve yine Kale içinde Ahî Yusuf Sultan ve Murad Paşa Camii kurbunda Âşık Doğan Sultan ve Ahî Sultan Kızı ve nice ziyâretler dahî ettik”.
Antalya Müzesi’nin kurucusu Süleyman Fikri Erten’de, 1924 yılında Osmanlıca yayınladığı “Antalya Livası Tarihi” adlı eserinin 126. sayfasında Ahî Kızı ile alakalı şu bilgilere yer verir: “Ahî Kızı; dâhil-i surda Ahî Kızı Mahallesi’nde medfundur. Türbe kapısında âtîdeki kitâbe muharrerdir:
Türbe-i bint-i Ahî olmuştu harâb-mehcûr Buldu ta’mîr ile tezyîn o mahall-i pür-nûr
Böyle zikr eyledi târihini erbâb-ı şu’ûr Zâviye-i Ahî Kızı aceb oldu ma’mûr Sene 1235/1819
Ahî Kızı Türbesi basit olarak yapılmış ise de kabri üzerinde bir metre tûlunda bir mermer taşı mevcûd olup bir tarafında iki ve diğer tarafında iki satırlık bir yazı ile ve Arabiyyü’l-‘ibâre bir mev’ize vardır. Nihâyetinde 840 evâhir-i Recep yazıyor.”
Erten’in bahsini ettiği mermer taşı günümüzde, “Ahî Kızı Türbesi’nden” açıklamasıyla, 13 sıra no ve 214 kayıt no ile Antalya Müzesi’ndedir. Araştırmacılar daha önce Ahî Kızı Türbesi’nde olan bu mermer sandukayı Ahî Kızı’na âit zannederek, üzerindeki Arapça yazıları da bu minvalde okuyup yorumlamışlardır. Hem isim “Hamrâ binti Ömer”, hem de tarih konusunda “842 yılı Recep ayının sonları (Aralık 1438)” hatalı okumalar yapılan mermer sandukayı Antalya Müzesi’nde inceleme imkânımız oldu. Çalışmalarımız sonucunda mermer sanduka üzerindeki ismin “Hamza bin Ömer” ve tarihin “804 yılı Recep ayının sonları (Şubat 1402)” olduğu tarafımızdan tespit edilmiştir.
Ahî Kızı Türbesi’nden alınarak Antalya Müzesi’ne nakledilen 105 cm uzunluğundaki mermer sandukanın Hamza bin Ömer’e âit olması, diğer türbelerin de tek başına kalmayıp çevrelerinde kabirlerin olup bir hazîre içinde bulundukları gibi, Ahî Kızı’nın çevresinde de başka kabirlerin olduğunu göstermektedir. Kuzey tarafında olduğunu düşündüğümüz bu kabirlerin üzerlerine bir tuvaletin yapıldığını görmek ise içler acısı bir durumdur.
5 Mart 1207’den günümüze sekiz yüz yıldır Antalya’yı yurt edinen ecdadımızdan, Antalya Kaleiçi’nde Ahî Evran, Bayraktar Baba, Şeyh Cemâledddin, Frenk Baba gibi arşivlerde rastladığımız ve rastlayamadığımız, müstakil mezarlıklarda veya cami/mescid hazirelerinde sayısını bile bilemediğimiz mübârek zâtlara âit kabir ve türbelerden geriye hiçbir iz bırakılmadığını biliyoruz. Kaleiçi’nde günümüzde; Ahî Yusuf, Gülşenî Dede, Ambarlı Baba, Zincirkıran Mübârizüddin Mehmed Bey, Nigâr Hatun gibi bir elin parmakları kadar ziyaretgâhlardan birisi de Ahî Kızı Türbesi’dir. Günümüze ulaşanlara sahip çıkmak, kaybolanların ise araştırıp izlerini bulmak, kanlarıyla ve canlarıyla bu yurdu bize emanet edenlere hepimiz için vefa borcumuz olduğu kanaatindeyiz.