Dün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlandı.
Mustafa Kemal’in, Kurtuluş Savaşını örgütlemesine giden yolun başlangıcı olan bu günün “mana ve ehemmiyeti” bir yana, bayramları kutlaması gereken halkımızın hal-i pür mealine ve ülkemizin “manzara-i umumiyesine” baktığımızda işler hiç de iç açıcı değil...
Öncelikle adalet kavramının içinin boşaltılmasına, sadece yargıda değil hayatın her alanında adalet arayışının ekmek gibi, su gibi ihtiyaç haline gelmesine,
Siyasilerin yargılandığı suçlardan beraat etmesine rağmen, hayalen yaratılan suçlardan ağır cezalar verilmesine,
Ekmek arayışındaki işsizler ordusunun giderek çoğalması sonucunda merdiven altı işlerin ve illegal yer altı faaliyetlerinin artmasına,
Kendi ülkesinde kaçak durumda olan dünyadaki tüm “baronların” yorgun itler gibi ülkemizi mesken tutmasına ve bu durumun sonucunda uluslararası kuruluşların bizleri “gri listeye” almasına,
Çocuğu aç kaldığı için hayatına kıyan annelerin varlığına,
Hayatının son dönemlerini yaşayan emeklilerin aç kalmamak için o yaşta iş aramasına ve yapacak işi bulduğunda da sağlığını kaybetmesine,
Pazar artıkları ve çöplerden yiyecek toplayan yüz binlerce yoksul ailelerin varlığına karşılık başta Diyanet olmak üzere devletin birçok kurumunun zevk-ü sefa içinde saltanat sürmesine, iş cinayetlerinin “fıtrat ve kader örgüsü” olarak tanımlanarak ucuz emeğin varlığının sürmesinin sağlanmasına ve bunun için sendikalaşmanın her türlüsüne engel teşkil edecek önlemlerin alınmasına,
Haklarını korumak isteyen, doğasına, tarlasına, ürününe sahip çıkmak için direnen halkın üzerine kolluk kuvvetlerinin gönderilerek biber gazı ve copla haklarının gasp edilmesine,
Siyasi cinayetlerin ve suç çetelerinin arkasını kazıdığında karşımıza çıkan yüzde 6’lık bir partinin ülkenin kaderini elinde bulundurmasına ve ülkeyi yöneten partinin buna eyvallah demesine,
Çin, İran ve Mısır ile beraber 5 bin yıllık tarihin en köklü devleti olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin, ülkede 40 yıldır süren ve binlerce cana, milyarlarca dolara mal olan terör belasını bir türlü bitiremeyişine, kirli bir çatışma ile hala canların yitirilmesine,
Bir yanda kamu kaynaklarıyla alabildiğine dolar şişkinliğine ulaşan varsılların kazandık dedikleri haram paralarla sürdükleri ihtişamları hayata,
Diğer yandan yoksulluğun ve açlığın dip yaptığı milyonlarca ailenin varlığına,
5. ve 6. yüzyılda tarihin en büyük göçü olan kavimler göçünden sonra yaşanan en büyük göç dalgası karşısında ırkçı ve bencil söylemlerle “yabancı düşmanlığının” kışkırtılmasına,
Aydınlanma, laiklik, demokratikleşme ve modernitenin öncülüğü olan batılılaşma ve AB normlarına göre gelişen ülke olma siyasetinin terk edilerek Ortadoğululaşma siyasetinin dayatılmasına,
Hala ses çıkaramayıp ve hala bunları göremiyorsanız “Mustafa Kemal’i anlamamışsınız demektir.”
Bunca adaletsizlik, haksızlık ve yanlışlığa ses çıkarmayan, sus-pus olup celebin önündeki koyunlar gibi salhaneye koşan ey güzel halkım, hala bunlara dayanabiliyorsan bayram gelmiş, neyime!