Günlük hayatımızda en çok kullandığımız kelimelerden biri terbiyedir… 

Terbiye, sözlük anlamı itibarıyla “hayvan ya da insanları eğitmek” demektir. 

Yani davranışların ve düşüncelerin bazı kuralara göre şekillendirilmesidir. 

Tabii sadece tek tek insanlar terbiye edildiği gibi, toplumlar da terbiye edilir… 

Ve toplumsal terbiyenin uygulanmasında asıl görevli devlettir. 

Okul, asker ocağı, ibadethane ve “medya” toplumsal terbiyenin en temel araçlarıdır. 

Devlet ve devleti yöneten iktidarlar, demokrasiden uzaklarsa, bu kurumları “oluşturdukları tekçi algı ve siyaset okumaları ile” donatır… 

İş cinayetlerine “fıtrat”, yoksullaştırmalara “kader” algısı yerleştirilerek bu anlayışla terbiye faslını sürdürürler. 

Böylece “sahiplerin” her sesine kafa sallayan biat etmiş bir toplum meydana getirilmek istenir. 

Çünkü başka türlü emek sömürüsü ve emek hırsızlığı gizlenemez… 

 

Lakin bizim gibi, içinden 35 devlet ve 60’dan fazla özerk yapının çıktığı 600 yıllık bir imparatorluğun bakiyesi olan toplumlarda “devlet ve iktidarların toplumsal terbiye çabası her zaman istenilen sonucu vermez.” 

Çünkü imparatorluk bakiyesi olan toplumlarda çok kültürlülük, çok dillilik, çok inançlılık ve çeşitlilik hakimdir. 

Kendi kültürü ve inancı dışına bir terbiye verilmek istenmesine toplumlar bazen pasif, bazen sert tepki gösterirler… 

İşte bu gibi itiraz durumlarında demokratik olmayan devlet ve siyasi iktidarlar ünlü bir deyiş olan,“kötek cennetten çıkmadır” atasözünü uygulamaya başlar… 

Ve böylece ne kadar itirazcı ve itaatkar(!) olmayan kesimler varsa bir güzel kötek atılmaya başlanır. 

Türkiye tarihi boyunca bu hep böyle olmuştur… 

Aleviler bu terbiyeye itiraz mı etti, kötek… 

Kürtler bu terbiyeye itiraz mı etti, kötek… 

Dindar insanlar bu terbiyeye itiraz mı etti, kötek… 

İşçiler bu terbiyeye itiraz mı etti, kötek… 

Gençler bu terbiyeye itiraz mı etti, kötek… 

Köylüler bu terbiyeye itiraz mı etti, kötek… 

Rumlar, Ermeniler bu terbiyeye itiraz mı etti, kötek… 

Gazeteciler uygulamayı eleştirip itiraz mı etti, kötek… 

Ekonomik kriz var, soyuluyoruz diye itiraz mı edildi, kötek… 

 

Tabii bu kötekler atılmaya başlamadan önce, bu kötekleri eleştirecek olan üniversiteler, medya kuruluşları ve yargı organları biat edecek kadrolarla doldurulur… 

Böylece kötek yiyenlerin feryatları üniversitelerin, medya kuruluşlarının ve yargı organlarının duvarlarına çarpar, feryat sahibine geri döner… 

İşin en acı tarafı da; bazen bu feryatlar duyulduğunda anlı şanlı(!) gazeteciler, her cübbesi 100 okka çeken profesörler ve tonlarca hukuk kitabını yalayıp yutmuş ak saçlı koca koca yargıçlar, kötek yiyenlere dönüp yedikleri köteği “hak ettiklerini(!)” anlatırlar… 

Bazen köteğin yetmediği durumlarda özgürlükleri kısıtlamak için yasal tedbirler de getirilir, tıpkı yakında Meclise gelecek olan yargı reformu paketinde yer alan “etki ajanlığı” tedbiri gibi… 

Kötek arsızı (!) olmuş ne gazetecilerin ne de kanaat önderlerinin en az 7 yıl hapis cezası alma korkusu karşısında artık itiraz edecek halleri de kalmayacak böylece. 

 

Şunu asla unutmayın:  

5 bin yıllık insanlık tarihinin kitabında kötek atan zalimler hep lanetlenmiş, kötek yiyen mazlum ve mağdurlar kutsanmıştır…