At eti, eşek eti, domuz eti ile ilgili tartışmalarla dolu günler yaşıyoruz…
İşin ilginç yanı, sanki sığır ve koyun eti ile bunların ürünlerine bu hayvanların etleri yeni karıştırılmış gibi hayretler içerisindeyiz…
Yaklaşık 50 yıldır gizli, saklı olarak bu karıştırılmış etleri bir güzel afiyetle yedik durduk oysa…
Lakin son yıllarda bu karıştırılmaların daha fazlaca olması sorgulanabilir…
Ve sorgulanacak ilk başlık da,
“Yerli hayvan üretiminin ve üreticinin desteklenmemesidir…”
Şimdi denecek ki, koyun, sığır ve keçi ile ilgili Tarım Bakanlığının çok sayıda hibe ve desteği ile teşvikler verildi/veriliyor…
Daha ne yapılsın ki?
Evet doğru, bu teşvikler veriliyor ama kime ya da kimlere?
Hayvancılığı tarım işletmesine dönüştürmüş kapitalist şirketlere verilen teşviklerdir bunlar…
Küçük ve orta ölçekli hayvancılık yapanlar giderek hayvanları kasaplara satıp çekiliyorlar bu işten.
Çünkü çok yüksek olan ithal yem fiyataları, ilaç ve bakım giderleri, et ve sütün satış fiyatlarını karşılayamadığından orta ve küçük ölçekli hayvancılık yapanlar işlerini terk ediyorlar…
Tabii işin bir de ithalat yanı var…
Et ve et ürünlerindeki ithalatta gümrük vergisinin neredeyse sıfıra yakın olması nedeniyle yurtdışından kilosu 4 ila 7 dolar arasında ithal edilip piyasaya sürülen etler ve canlı hayvanlar nedeniyle de yerli üreticinin rekabet edemez durumda olmaları bugünlere gelişin temel nedenidir.…
Kısacası; ithalat ve yüksek girdiler nedeniyle Hollandalı, Alman çiftçilerle rekabet edemeyen orta ve küçük ölçekte hayvancılık yapanlar piyasadan çekilmek zorunda kalınca, bu alandaki ekonomik faaliyetler büyük tarım işletmelerine kalmıştır.
Et ve et ürünlerinin yüksek piyasa fiyatlarını hem üreten hem de ithalat yapan tekel durumundaki firmalar belirlemektedir…
“Elbette ekonominin her alanında olduğu gibi et ve et ürünlerindeki bu yüksek fiyatlar merdiven altı üretimi kışkıtmaktadır…”
Ucuz olan at, eşek, domuz gibi hayvanların etlerinin sığır ve koyun etlerine karıştırılması ile çıkan fiyatın, piyasa fiyatlarının altında olması nedeniyle alım gücü çok zorda olan vatandaş da bu merdiven altı üretime yönelmekte ama sağlığını da tehlikeye atmaktadır…
AK Parti iktidarı, Özal ile başlayan ekonomide neoliberal politikalara geçişi 22 yıllık sürede büyük ölçüde gerçekleştirmiştir.
Finans, sanayi ve ticaretten sonra girdi maliyetlerindeki sübvansiyonu ve desteklemeleri ortadan kaldırarak “tarımda da tekelleşmenin” önünü hızla açmış ama ekonomik altıyapıda hazırlıklı olunmadığından sanayide ve tarımda merdiven altı üretimi kışkırtarak devasa bir kayıt dışı ekonomiyi de yaratmıştır…
Şöyle Antalya’yı bir dolaşın bakın…
Her adımda merdiven altı, kayıtdışı ekonomik bir faaliyet göreceksiniz…
Sadece nallı hatçelerin etlerinin karıştırıldığı köfteciler, restoranlar, kafeler değil; marka değerine ulaşan işletmelerde bile içiniz rahat ederek köfte, lahmacun ya da Adana kebap yiyemezsiniz…