Hafta sonu, ANSİAD’ın eski başkanlarından  “Sayın Ali Rıza Akıncı’nın çağırısı üzerine sahibi olduğu İstanbul Tarım işletmesinin seralarını gezdim.” 

Sera dediysem öyle basit örtü altı alanları değil haaa… 

Muhteşem bir teknoloji ile donatılmış, 6-8 şiddetindeki fırtınalarda bile esnemeyen modern seralar… 

200 dönümlük alandaki seralarda “topraksız üretim” yapılması beni çok etkiledi. 

Toprak yerine cocopeat denilen, çürümüş hindistancevizi ağacından elde edilen bir malzeme kullanılıyor… 

Akıncı’nın şu sözleri bana çok çarpıcı geldi. 

“Bitkilerin toprağa ihtiyacı yok. 

Köklerin tutunacağı bir yer olması, buradan suyunu ve besinlerini alabilmesi yeterli…” 

 

İnsanlar hayatlarını devam ettirmek için iki şeyden vazgeçemezler. 

Birincisi su, diğeri de beslenme… 

Küresel ısınma denilen olayın su kaynakları üzerinde olumsuz etkisi nedeniyle dünya su tüketiminde daha özenli bir evreye girdi. 

Suyun insan hayatı üzerindeki en önemli bir diğer etkisi de tarım ve hayvancılığın sürdürülebilir olmasını sağlamasıdır… 

Özellikle tarım, hayatın en vazgeçilmezlerindendir. 

Teknolojinin tarımsal hayata girmediği ve daha çok doğanın seyrine göre tarımın yapıldığı dönemlerde ülkemiz, iklim koşullarının uygunluğu nedeniyle kendi kendine yeten 7 ülkeden birisiydi.  

Son 50 yılda tarım yapılan alanlar, girdi maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle terk edildi. 

Ancak buna paralel olarak sera üretiminde büyük adımlar atıldı… 

Tarımsal teknolojinin bilimsel yöntemlerle uygulanması ile sera üretimleri neredeyse tarla üretiminden daha yüksek verimliliğe ulaştı. 

 

Bir serada cocopeat içinde büyütülen 11 bin domates ağacının verimliği karşısında inanın şok oldum. 

Domates ağacı diyorum, çünkü her kökün uzandığı domates sürgünü en az 5 cm kalınlığında ve 8 metreye kadar uzanıyor… 

Her sürgünde üzüm salkımından daha büyük domates salkımları sallanıyor… 

Tarlada bir evlekten elde edilecek domates burada bir kökten sağlanıyor. 

Bu kadar güçlü sürgünleri ve verimliliği nasıl elde ettiklerini sordum. 

Son teknolojiye dayalı otomasyon sulama, ilaçlama ve gübreleme ile elde ettiklerini ancak asıl verimliliğin kendilerinin ürettiği “hibrit tohumla” sağlandığını söyledi.  

Bu seralarda asıl işlerinin sebze üretimi değil, “tohumculuk” olduğunu ve hibrit tohum üretimi yaptıklarını ifade etti. 

Gezdiğimiz 11 bin sürgünlü domates serasının üretim alanı değil, ar-ge alanı olduğunu söylemesi beni iyice şaşırttı. 

 

Ama asıl şaşırmam tohumculuk konusunda ülkemizin İsrail’in pazarı olmadığını, İsrail’in yıllık tohum ihracının ülkemizin üretim ihtiyacının küçük bir bölümünü karşıladığını, asıl tohum ihtiyacının yerli üretimden ve Almanya’dan elde edildiğini söylemesi oldu. 

İsrailli iki büyük tohum firmasından birinin Alman, diğerinin de Çin firmalarınca satın alndığını da sözlerine ekledi. 

Tarımda dünya standartlarını yakalamış, bilimsel ve son teknolojiye dayalı işletmelerin artması, ülkemiz ve Antalya ekonomisine tıpkı İstanbul Tarım gibi katma değerler yaratması bakımından da aynı zamanda stratejik hedeftir... 

Beni bu konuda aydınlattığınız için teşekkürler Sayın Ali Rıza Akıncı…