Yaklaşık bir hafta önce başlayan yağmurlu iklim koşulları durmadan devam ediyor ve gelecek hafta salı güne kadar da devam edecek gibi görünüyor. Yağışlı günler sakin yağan yağmurlarla başladı, hızlandı ve sonrasında afetler kapımızı çaldı.

Aşırı yağmur yağışı sonrasında bölge bölge değişmekle birlikte oluşan sel seraları bastı. Sera bölgelerinden gelen görüntülerde seralar içerisinden dereler akıyor sandık. Çiftçilerimizi zor zamanlar bekliyor derken, pazartesi günü Antalyamızın en batısından en doğusuna kadar hortum felaketleriyle karşılaştık. Dolu yağışları kar yağmış gibi Akdeniz sahil kulağını etkiledi. Açıkçası özellikle Akdeniz Bölgesinin kıyı kesimleri baştan başa afet bölgesi haline geldi.

Karakış bu yıl kendini gösterdi. Kınık, Kaş, Demre, Finike, Kumluca, Kemer, Konyaaltı, Aksu, Serik, Manavgat, Alanya, Gazipaşa diye devam etti.

Yaşanan yağış, sel ya da hortumdan sadece çiftçilerimiz etkilenmedi. Yerleşim yerlerindeki vatandaşlarımız da olumsuzluklar içindeler. Yollar trafiğe kapandı, çatılar uçtu, ağaçlar devrildi, araçlar sele kapıldı. Antalya’nın Hurma bölgesinde evleri su bastı, otoparklar sele teslim oldu.

Bu kış günlerinde olumsuz doğa koşulları nedeniyle zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Devletimizin gücü ölçüsünde zarar görenlere yardımcı olacaktır. Devletimiz var olsun.

Ancak bu konuya bir de farklı bakış açısıyla yaklaşmak istiyorum. Öncelikle yaşanan bu kış koşullarının olağanüstü olarak değerlendirilmesine karşıyım. Son 3-5 yıl değerlendirildiğinde bir haftayı aşan yağmurların olması yeni bir olay değil. Bu yağışları ben daha önceleri kendim bizzat yaşadım. Bugün, 78 yaşındaki babama tekrar sordum, bu yağışları, hortumu, fırtınayı ilk defa mı görüyorsun? Cevap tabii ki hayır.

Geçtiğimiz günlerde Haber Türk TV’de tarım yazarı ünvanlı bir konuğun iklim değişikliğinden dolayı aşırı don olaylarının yaşandığını, biyoteknolojinin devreye girmesi gerektiğini, soğuk zamanlara dayanıklı narenciye ürünlerinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Yazar arkadaş iklim krizi söylemlerini yanlış yerinden ifade ediyor gibiydi.

Bu yıl yaşanan donlu günlerin sayısı belli. Ben 40 gün üst üste seralarda soba yakarak bitkilerimizi korumaya çalışmış biriyim. Yani yaşanan son donlar iklim değişikliğinden değil. Günlerce yağmur yağdığına da bizzat şahidim. Bu yağışlar, seller, hortumlar da yeni değil. Ocak ayı tam bir kış mevsimi gibi geçiyor. Gürül gürül akan yeraltı ve yerüstü su kaynaklarımız ancak böyle yağarsa eskiye dönebilir.

İklim değişikliği yok demiyorum. Sadece iklim değişikliği üzerinden bazı hedefleri olan küresel çetenin amaçlarına hizmet etmeyelim. İklim değişikliği var ve yine insan kaynaklı. Doğayı yok edersen her şey değişir.

Bu arada yaşanan bu sel olaylarında, seralara giren sularda, halı sahanın çatısının çökmesinde, otoparklara su girmesinde, çatıların uçmasında insanların hatası yok mu?

Sera kurulurken nereye kurduk, seraların etrafındaki kesiklerin, derelerin içleri temiz mi? Seraların etrafına etek diye bir naylon çekilir ya da cam seraların etrafına yükselti yapılırdı, bunlar var mıydı?

Belediyeler dereleri, derelerin denize ulaşan kısımlarını temizlediler mi? Sulama birlikleri sorumluluklarını yerine getirdi mi? Muhtarlar alınmayan önlemler karşısında ne yaptılar?

Belediyeler imar planlarını tarım arazileri içerisinden geçirirken ve her yeri beton yığını haline getirirken, sel basana seralara giden vekiller, siyasetçiler ne yapıyorlardı?

Konyaaltı ilçesinin Hurma, Liman bölgesinin çok eski hallerini gençlik yıllarımdan hatırlarım. Buralar kovalık, sazlık bir bölgeydi. Yani su altındaydı. Göçmen kuşlar gelirlerdi. Hurma son yıllarda binalarla kaplanmış ve her yer beton, asfalt. Bunun üzerinden aşırı su varlığı denize ulaşamazsa sizce nereye gidebilir?

Kırcami Bölgesi, sebebi her neyse, oyalanırken Altıntaş inşaat alanı olmuş. Orayı da su bastı. Yukarıdan gelen su ovaya dolmuş. Altıntaş demişken, son aylarda gündeme düşen bu bölgeyi mercek altına alın lütfen.

Devletimizi mağdur olanlara mutlaka yardım eder ve etmelidir. Bu sosyal devlet olmanın sorumluluğudur ki bir de biz Türkler yardım etmeyi severiz.

Ancak artık bazı konuların da ortaya konulması ve sorumlu olanlara sorumlulukları hatırlatılmalı ve ceza onlara kesilmelidir.

Örneğin Belediyeler dereleri, derelerin etraflarını temizlemedilerse zarar ziyan onlara kesilsin. Sulama birlikleri kendi bölgelerinde gereğini yapmadılarsa cezalardan haklarına düşeni alsınlar. Muhtarlıklar neden hala devam ediyor yeniden sorgulanmalıdır.

Haberciler de olaylara klişeleşmiş kavramlarla yaklaşmamalıdır.

Yazıyı fazla uzatma şansım yok. Yerim dar.

Evet, yaşananlar afettir. Bu afetlerden ders çıkarmalıyız.