Bizim çocukluğumuzda kütüphaneler vardı; ansiklopediler, dergiler, kitaplar… Bir konuyu araştırmak, incelemek günlerimizi alırdı. Okur, not alır, emek verirdik. Zordu ama öğreticiydi. Zaman değişti, teknoloji hızla gelişti. Yapay zekâ da bugün hepimizin kolaylıkla ulaşabildiği uygulamalar aracılığıyla hayatımıza girdi. Son dönemde büyük bir hızla yaygınlaşan bu teknoloji, işleri kolaylaştırıyor, bilgiye ulaşımı hızlandırıyor. Yararları reddedilemez. Peki ya zararları ne olacak?

Birçoğumuzun sosyal medyada gördüğü videoların bir kısmı artık yapay zeka tarafından üretilmiş durumda. Bu videolar, hepimizin bir şeye veya birine yönelik bakış açısını etkileyebiliyor ve gerçeklikle ilgisi olmayan durumlar üzerinden olumlu veya olumsuz düşüncelere kapılabiliyoruz.

Yapay zeka uygulamaları, sorduğumuz sorulara, bizim onaylayacağımız ve seveceğimiz türden cevaplar vermeye çalışıyor. Maalesef, bu sebeple bizi yanlış yönlendirmesi de çok olası.

Ayrıca, her konuda bu uygulamalardan cevap alabiliyoruz. Yapay zeka uygulamalarını, diyetisyen, doktor, psikolog, tercüman, öğretmen ve daha onlarca meslek grubunun bir parçası kabul edip kendisinden öneriler alıyoruz. Halbuki, her konunun bir uzmanı, herkesin de kendine has bir durumu var. Yapay zekayı her konuda referans almamız büyük bir problem yaratabilir. Örneğin; son dönemde uzman diş hekimleri ile görüştüğüm ve asla olmaması gereken bir diş tedavisi yaklaşımını, yapay zekanın iyi bir yöntem gibi savunduğuna şahitlik ettim.

Yapay zeka, maalesef yaratıcılığımız için de büyük bir sorun oluşturuyor. Artık istenen bir resmin çizimi, büyük bir ödev projesinin tamamlanışı, bir köşe yazısının oluşturuluşu saniyeler alıyor. İnsanın, zihni ile uğraşıp ortaya çıkardığı çoğu şey kıymetsizleşir hale geldi.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Yüksel Ardalı, yapay zekaya danışılan ve yanıtlanan her 25 soruda, veri sistemlerinin soğutulması için yaklaşık yarım litre su harcandığını belirtti. Ardalı, ayrıca bu uygulamaların saldığı karbondioksit gazından da söz ettiği. Yapılan başka araştırmalar, yapay zeka cihazları için kullanılan lityum, kobalt vb. doğal kaynakların çıkarılması esnasında madensel olarak yanlış yöntemler kullanıldığını ortaya koydu. Araştırmalar ayrıca, ömrünü tamamlayan cihazlar dolayısıyla oluşan elektronik atıkların da çevreye büyük bir zarar verdiğini tespit etti. Maalesef, yapay zekanın karbon ve su ayak izi gözden kaçırılmaması gereken bir husus.

Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bu çağda, yapay zekanın yararlarını reddetmek imkansız. Fakat her şeyde olduğu gibi, bunun da bilinçsiz kullanımı çok büyük sorunlara yol açabiliyor. Türkiye’de yapay zeka teknolojileri için, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve Elektronik Ticaret Kanunu gibi mevzuatlar, yapay zeka ile ilgili belirli alanlarda yasal sınırlar oluşturmaktadır ancak bunlar yetersiz. Yapay zekaya özel daha fazla düzenlenme yapılması şart. Bu konuda hepimizin bireysel olarak da dikkatli olması gerek. Çevreye zarar vermemek için gerekmedikçe yapay zekayı kullanmamamız, her konuda o konununun eğitimini almış bir uzmana danışmamız çok önemli. Doğal zekamızla halledebileceğimiz şeyleri kendimizin yapması, bir şeyler öğrenmemiz açısından da kıymetli. Yapay zekadan yararlanalım derken ne kendimize ne başkasına ne de çevreye zarar vermediğimize emin olalım.